bir firûzan masalı..
firûzan!
kendini harcayan biri, elbet kendine acımayan biridir..
gözlerimin hayata şöyle kör oluşu ve dillerimin kötürüm
acıtmasın içini!
hem günde dört paket, sâde Maltepeyi
dibine kadar çekiştirip, içime indirişime
ciğerlerimin şu bayram edişine
inan acırsan üzülürüm!
başımın kendimle böyle nasıl da hoş olduğunu bir bilsen?!
biliyorum, seni bu fasıl hep sıkıyor
hem sıkıyor, hem fena yıkıyor
askıya aldığın tüm umutlarını..
boşluğa yazıp çiziyorum ben
çilekeşken köy kültürüm
körkütük arabeskken şehrimde mahallem
ve her şarkım edilgen
üstelik tek bildiğim acı; /acı biber/ken
bu durumda nasıl bir /acı/dan söz edebilir ki insan?!
hani sen, iç karartan şarkıları hiç sevmiyordun
hani “bize ne yaptılar, bize ne oldu?”yu
“batsın bu dünya!” ve “kaderimse çekerim!”i
hani şu türden, lümpen tarzı şeyleri..
karşında bile bile saptığım şu kör saplantı/m/
kör de olsa bakışlarımın garantisi
körlük belgemin tesciliydi
hani sen hiç istemiyorsun diye
bir zaman şu vazgeçmiş göründüklerim
oysa, arkanı döner dönmez daha
benim sürekli iç çekip, iple çektiklerimdi
sanırım ben, hep isteyerek ısıtıyordum
şu kanlı suya tiridi..
derler ya hani “söyletene bak!” diye
bir yandan içimde o ses
“artık acı yaşamak istemiyorum!” diye fısıldayıp dururken
ölüme şöyle sükseli el enseler çekerek
sana ben nasıl da naz yapıyorum böyle firûzan?!
..
bilirsin, soğukluğundan bilirler ölümü körler
şimdi şu hâlime ve şu demelerime bakıp
“hadi ölümü anladık be adam, kör ne bilsin aşkı!” deme bana!
hani bilirsin, hep dokunarak okurlar ya
aşk dâhil, her şeyi onlar!
gerçeğe duyduğun saygıya elbet saygım var, Firûzan
bense /benim olmayan gerçeğim/den bahsediyorum sana
bundan dolayı korkumdan..
fakat korkma sen!
dedem Korkut Ata gibi bir kopuzum var benim de elimde
ama sen, yine de istersen
reçetesine yazdığın o tatlı müsekkin
yarasına attığın o müşfik neşter yerine
kararlı Hipokrat yeminini sürüp meydana
doğrultup korkularına şu /Delidumrul’un/un
meydan okumalısın /ölümü/ne..
şu taktıklarım ne fena bir ağırlık değil mi?
güya yepyeni dallara daha sıkı tutunmalar için
bir inkişaf, bir tekamül, bir keşif, bir im
yeni dilde; bir gelişme, bir çoğalış, bir deneyim
olgunlaşmayı unuttum mesela, onu da diyeyim!
...
Firûzan, çocukluğumdan gebe kalmış şu melâl
"hüznüme zeyl" dediğim şu /karalama/lar
acuze dullar ülkesinin borca alınmış çeyizi, şu /yazma/lar
şu yırtık bohçaya attığım her yama
elimde, kaşıkçı elmasına alınmış üç kırık, tahta tatlı kaşığı
hayatın ve şiirin şu isli karavanına gözü kara dalmalar
şu garip damak tadıma şu acı çalmalar
biliyorum iş değildi!
şunlardan konuşmak iş değil, biliyorum!
ama şöyle umarsız olabilmek
kötü bir şey olmasa gerek!
eğer kır kokan, köy kokan, kekik kokan
aşk kokan çağlardan kalmaysa
/şöyle masum gülebilmek, şu üç telli bağlama
ve bir de gülümseyerek ölebilmek/
/köyü, kırı, kekiği, aşkı
ve bir ayağı çukurda modern dünya/ya
sıkı bir ders ve sıkı bir miras olmalı!
evet!.hiçbir şeyi olmak hayatın
diş diş kemirilirken acı duymamak
katillerince kucaklanırken gülümsemek
güzeldir Firûzan!
dervişler gibi kanarken, dikenlerini güllerin
gülümseyerek kavramak da güzeldir!
bilirsin, her Mecnun çölünde kendi Leylâsından asılır
başka türküler düşürmez kervanına
benim göğümden de geçen o turna katarları
gidip de hiç dönmeyecek diyarına..
yaşamak zor erdem miydi ve yıpranmak yaşarken
ve böylece çoğalmak
buna talip olmuşsan, katlanmak?!
öyleydi de madem “eksilmek” diye bir kelime niye vardı lugâtte
boş bir mezarda bomboş biri olmak dururken örneğin
başka bir şey olmayı tercihlemek?!
sonu /yokluk/sa ve eğer başka bir yolu yoksa madem bunun
bir derdi olmamalıydı o zaman, /yaşarken yok/luğun!
Tacitius’u “teklifsizlik küçümseme getirir” demek delirtmişti
ve entrikacı Roma'ya ölümüne teklif götürmeye iten de aynı nedendi
yani şehirleri yakanlar, bıraktılar da insan gibi yaşamayı
biz beceremedik mi?!
ölemiyorum işte, sürünürken Firûzan
belâya tırmık çekmişliğim de çokken üstelik!
ve üstelik sen böyle üstüme titrerken…
nenem rahmetli, o Türkmen bilgeliğiyle bunu söylerdi hep, demek
“oğul, sen doğru yolda ölmezsin!” dediği ben
”yanıltıp onu, artık mezarında güldürmenin vaktidir sanıyorum” diyorum
ve soldurup hayatımı, şu eğri yolda
doğru, yaşıyorum işte inadına!
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »